Sağlık

‘İlerleyen yaşlar göz hastalıklarına davetiye çıkarıyor’

Bayındır Sağlık Grubu, Bayındır Söğütözü Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Eser Gültan, yaşın ilerlemesiyle birlikte gözyaşı yapımının azalabildiğini, göz kuruluğu geliştiğini bunun da gözlerde yanma, kızarıklık ve rahatsızlık hissine neden olduğunu bildirdi.

‘İKİ YILDA BİR GÖZ MUAYENESİNE GİDİLMELİ’

Bayındır Sağlık Grubu’ndan yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Gültan, tedavi edilmeyen göz hastalıklarının görmeyi tehdit edebildiğine dikkati çekerek, görme kayıpları erken tanı ve tedavi yöntemleri ile önlenebildiğini 40 yaşından itibaren 2 ila 4 yıl arayla, 60 yaşından sonra ise yılda bir veya iki yılda bir göz muayenesine gidilmesi gerektiğini kaydetti.

Gültan, gözde en erken başlayan değişikliklerden birinin “presbiyopi” olarak bilindiğini aktardı.

Kırklı yaşlardan itibaren kendini gösteren presbiyopinin, yakını görme bozukluğu olarak tanımlandığını anlatan Gültan, “Göz merceğinin esnekliğini kaybetmesiyle birlikte yakına odaklanma zorlaşıyor. Okurken, dikiş dikerken, ince bir iş yaparken yakın gözlüğü kullanmak gerekiyor. Yaşın ilerlemesiyle birlikte gözyaşı yapımı da azalabiliyor ve göz kuruluğu gelişiyor. Bu da gözlerde yanma, kızarıklık ve rahatsızlık hissine neden oluyor. Suni gözyaşı damlalarının kullanılması genellikle bu şikayetlerin giderilmesinde yeterli oluyor.” ifadelerini kullandı.

’50 YAŞINDAN SONRA KATARAKT OLMA İHTİMALİ ARTIYOR’

İleri yaşlarda sık görülen hastalıklardan biri de katarakt olduğunu belirten Gültan, şunları kaydetti: “50 yaşından sonra katarakt olma ihtimali artıyor. Katarakt, göz bebeğinin arkasında bulunan göz merceğinin şeffaflığını kaybederek matlaşması olarak tanımlanıyor. Bulanık görmeyle fark ediliyor ve cerrahi tedavi uygulanıyor. Opaklaşan göz merceği, ameliyatla temizlenerek yerine suni göz merceği konuyor. Katarakt ameliyatı günümüzde fako yöntemiyle dikişsiz olarak ve kısa sürede yapılıyor. Göz içine yerleştirilen merceğin özelliğine göre uzak veya yakını görme sorunu çözülebiliyor. Tek odaklı lenslerle uzağı veya yakını gözlüksüz net görmek mümkün olacağı gibi, multifokal lenslerle hem uzak hem yakın gözlüğünden kurutulmak mümkün oluyor. Astigmatlı gözlere astigmatı düzelten torik lensler de takılabiliyor. Hastaya hangi lensin uygun olduğu muayene ve ayrıntılı tetkikler yapılarak, hastanın özellikleri dikkate alınarak değerlendiriliyor.”

Glokomun göz içi basıncının yüksek seyretmesi sonucunda görme sinirinin hasar görmesiyle karakterize olduğunu aktaran Gültan, “Glokom açık ve kapalı açılı olmak üzere ikiye ayrılıyor. Daha yaygın görülen açık açılı glokom başlangıçta belirti vermiyor. Optik sinir hasarı görme alanı kayıplarına sebep oluyor. Tedavi edilmezse ileri evrede kalıcı görme kaybı oluyor.” açıklamasında bulundu.

‘SARI NOKTA HASTALIĞI NET GÖRMEYİ ENGELLİYOR’

Dr. Eser Gültan, yaşın ilerlemesiyle birlikte gelişen ve görmeyi tehdit eden en önemli hastalıklardan birinin yaşa bağlı maküla dejenerasyonu, halk arasında bilinen adıyla “sarı nokta hastalığı” olduğunu ifade ederek, “Sarı nokta hastalığının görülme sıklığı yaşla birlikte artıyor. Retina tabakasının merkezinde bulunan ve net görmeyi sağlayan küçük bir alan olan makülada oluşan değişiklikler, kuru tip ve yaş tip olarak iki şekilde gelişiyor. Sarı nokta hastalığının yaklaşık yüzde 80-85’i kuru tip, yüzde 10-15’i yaş tip oluyor. Sarı nokta hastalığı, netliğin bozulması, görüntülerin ortasının bulanık görülmesi belirtilerini gösteriyor. Ayrıca, hastalığın yaş tipinde, düz çizgileri kırık görmek gibi belirtiler ortaya çıkabiliyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Gültan, yaş tip sarı nokta hastalığında tedavinin etkili olması için erken tanı büyük önem taşıdığını vurgulayarak, ailede sarı nokta hastalığı, sigara kullanımı, hipertansiyon, yüksek kolesterol değerlerinin de hastalığın oluşma riskini artırdığı düşünüldüğünü aktardı.

Diyabeti olan kişilerde gözü ve görmeyi etkileyen en önemli hastalığın “diyabetik retinopati” olduğunu anımsatan, Gültan, sözlerini şöyle tamamladı: “Diyabetik retinopati, gözün retina tabakasındaki damarlarda zamanla oluşan hasar sonucunda gelişiyor. Diyabetin süresi arttıkça retinopati riski artıyor. Kan şekeri kontrolünün iyi olması retinopatinin başlama süresini ve ilerlemesini geciktiriyor. Diyabetik retinopati başlangıç evresinde belirti vermeyebiliyor. İlerleyen evrelerde bulanık görme, görmenin azalması, uçuşan noktalar gibi belirtiler gösterebiliyor. Herhangi bir evrede gelişen maküla ödemi görmeyi etkiliyor. Diyabetli hastaların, retinopatinin erken evrede teşhis edilmesi ve ilerlemesinin önlenebilmesi için 6 ay ila 1 yıl aralarla göz muayenesi olması gerekiyor. Kan şekerinin ve hipertansiyonun kontrol altında olması riski azaltıyor.”

(HABER MERKEZİ)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu